Ana Sayfa

 Öğretmenler

 

 

                                                                                                                                                                                                                                                                       Mehmet MERAL

İlköğretim Müfettişi- MERSİN

EĞİTİMCİNİN  RÜYASI

 

Sabah uyandığımda gördüğüm rüyayı şöyle anımsadım:

Rehberlik amacıyla gidilen okulun bahçesinde oyun ve spor alanları beton yerine çimlerle kaplıdır. Yüksek duvarlar yerine yetenekli öğrencilerin yaptığı rengarenk resimlerle kaplı, estetik duvarlar vardır .Çevre çiçeklerle donatılmış, doğanın bağrında yaşayan canlıların bir kısmı da oradadır. Öğrenciler bu ortamda toza ve çamura bulaşmadan oynamakta, spor yapmaktadır. Nöbetçi öğretmen elinde sopa olmadan bir kenarda gözlem yapmakta, diğer öğretmenler kamelyada çay yudumlamaktadır. Bazı öğrenmenler odalarında veli veya öğrencilerle görüşmekte, kantin önünde de herkes sırasını beklemekte, okulun tuvaletleri ve çeşmesi hijyen kurallarına uygundur. Odun, kömür, atık malzemeler düzenli  depolanmış, çevresinde  kuş sesleri gelmektedir.

Sınıfa girildiğinde; duvarlar tamamıyla öğrencilerin becerileriyle ve estetik olarak donatılmıştır. Sınıfta hiçbir gereksiz eşya yoktur. Ders araçları ilgili bölümlerde kullanıma hazırdır. Her tarafta tertip ve düzen hakimdir. Öğretmenin masasındaki vazoda bulunan çiçekler mis gibi kokmakta, kitaplık kullanıma hazırdır. Duvarlarda kocaman çiviler, kırık camlı çerçeveler yok olmuş yerini canlı renkli boyalar almış, geçmiş yıllarda kalan üzeri tozlu süsler ve bayraklar da yok olmuştur. İlgi köşeleri oluşturulmuş, diğer panolar günün, etkinliğin ve teknolojinin gerektirdiği standartlara uygun donatılmıştır.

Müdür odasındaki tek bilgisayar yürüyen bir masa üzerinde derste kullanılmak üzere bir sınıfa taşınmakta, bir başka görevli VSD mi desem DVD mi desem bir aleti televizyon ile birlikte bir dolap içerisinde sınıfa taşımaktadır.

Müdür odasındaki o şaşalı düzenlemenin yerini sade bir oda almıştır. Hele öğretmenler odası bir kültür merkezi görünümündedir.

Laboratuar ve atölyelerde önlüklü öğretmenler yeni  çalışmalara hazırlık yapmaktadır.

Ne şikayetler, ne kavga ve tartışmalar, ne yakınmalar, sitemler ne de mutsuz yüzler vardır.

Uyandığımda gördüklerimi hatırlamaya çalıştım, bir taraftan da gidilecek 200 Km.lik yola hazırlık yaptım. Bu kadar yol ve yorgunluktan sonra gidilen okulda bunların hiçbirisinin olmadığı gibi, komşu evin bahçesindeki derme çatma kulübeler, dağınık ve rasgele atılmış demir parçaları, tahtalar, çöpler ve çiviler, bakımı yapılmamış ağaç ve çiçekler, üzeri yırtık naylonlarla örtülmüş araçlar, ayakları kırık seki, bidonlarda üzeri sineklerle kaplı yiyecek maddelerini görünce rüyamın devamını hatırlamaya çalıştım ama...

Okulu anlatmaya gerek yok, o da komşu evden pek farklı değildi.

Oysa eğitim uzun vadeli bir yatırımdır. Hani Çin atasözüyle desteklenen ve ezberlenen bir söz vardı ya, birçok eğitim kitabının da başında yer alır  “Hedefin bir yıl ise ekin ek, on yıl ise ağaç dik, yüz yıl ise insan yetiştir.” Bu sözü beğenmeyen var mı, bilmeyen eğitimci var mı? Ama bu söylemler uygulamaya ne oranda yansıdı? Bırakın yüzyılı son on yılda, son bir yılda yapılan uygulamalar yeterli midir?

Kendimizi sorgulamayalım mı? Öyle ise biz hedef kitlemiz olan öğrenciye bu davranışları kazandıramamışız. Hatta ve dahi zamanında da kazandıramamışız ki geleneksel eğitim (!) etkisinden kurtulamamışız. Halen göçebe  kültürünün etkilerini olumlu yönde geliştirememiş ve çağımızla bütünleştirememişiz. Bunun sonucunda zamanında kazandıramadığımız davranışların bu güne yansımasının başka yönde olmasını beklemek de hayal olmaz mıydı? Benim aklıma daha kötüsü gelmekte acaba bundan sonraki kuşak evleri de bu komşu ev gibi mi olacak, ya okullarımız nasıl olacak?  

Rüyaların gerçek olması dileğiyle...


HANGİ BİRİNCİ ?

Okul birincisi diye övündüğümüz çocuklarımızın hangi alanda birinci olduklarını düşündük mü? Matematikten mi, müzikten mi, fen alanından mı, sosyal alanda mı, sporda mı, voleybolda mı yoksa güreşte mi, ezberde mi, anlamada mı, anlatımda mı, test çözmede mi veya başka başka derslerde mi?

Peki acaba bu okul birincileri şimdi nerelerde ne yapıyorlar diye araştırmalar yapılmış mıdır?

Şimdiye kadar okul  birinciliklerini  yüksek not almak, ortalamayı yükseltmek, ezberlediklerini sınav kağıtlarına aktarmak olarak gördük de iyi mi ettik?  kendimizi sorguladığımızda maalesef hiç de olumlu sonuçlar çıkmayacağı görülecektir. Çünkü okullarda alınan bu notlar sonucunda üniversiteye giriş  etkilenmektedir. Çeşitli hilelere başvurma da gündeme gelmektedir. Yani öğrenme, bilgiyi kavrama ve uygulama ile sonuçlarının yarar ve gerekleri yerine hep not alma, işin formalite  boyutunun ön plana çıkmasıyla karşı karşıyayız.

Peki hangi öğrenci sınavda yüksek not aldığı dersteki sorulara verdiği yanıtları yıllar sonra, bırakın ertesi gün hatırlıyor?  Hatırlamasına gerek var mı?  Çünkü amaç not ise alınmıştır. Bu bilginin yararlılığı ve gerekliliği not almaya feda edilmiştir. Hızlı okumanın doğru ve anlamlı okumaya, çabuk işlem yapmanın doğru işlem yapılmasına feda edildiği gibi. Acaba aynı klasik hataların yapılmasına devam edilmesine göz yummak nelere mal olacaktır?  Diye düşünmeliyiz. Oysa eğitimin genel ve özel amaçlarında ilgi, ihtiyaç ve öğrenci seviyesinden hareketle okulun görevinin öğrenciyi sosyalleştirme olduğu belirtilmektedir. Tüm gelişmiş ülkelerde olduğu gibi. Öyleyse akla gelen ilk soru:

-Biz çalışmalarımızda amaç unsurlarını dikkatten mi kaçırıyoruz, amaçlara ulaşmak için gerekli düzenleme ve yaklaşımları göstermek yerine; not vermek, birincileri seçmekle mi uğraşıyoruz?

Gerçek hayat ile alınan-verilen notlar ne derecede güvenilir ve geçerli yollarla verilmiştir veya ilişkilidir?  Ölçülen ve değerlendirilen çalışmalar hedef ve davranışlara göre mi, yoksa kolaycılık ve tesadüfler sonucu mudur?

Peki okul birinci olmanın ölçütü nedir, ya sınıf birincisinin özellikleri nelerdir?

O halde olması gerekenler nelerdir?

-Her öğrenci okulun da sınıfın da birincisidir. Herkesin birinci olduğu bir ders veya iş vardır. Önemli olan bunun bulunup işlenmesidir. Öğrenci tanıma tekniklerinin gereği gibi uygulanıp değerlendirilmesi sonucu bu tespitte bulunmak hiç de zor değildir. Öğrenci kişilik hizmetlerinin verilmesi, her okulda rehberlik hizmetleri servislerinin bu yöndeki çabaları bu sonuçları almada çok büyük katkıları beklenmelidir.

-Öğrencilerin kendilerinin birincil özelliklerinin farkında olmaları sağlanmalı, her insanda farklı yeteneklerin olabileceği gerçeğinin kabul edilmesi sağlanmalıdır. Öğretmen, yönetici ve veliler bu konularda ortak hareket edebilmeli ve veliler sık sık aydınlatılmalıdır. Velinin de bu konularda toplantılar yoluyla eğitilmesi, bilinçlendirilmesi gereklidir.

-Okulda öğretmen-öğrenci-yönetici-veli için güven ortamı sağlanmalı, öncelikle öğrencinin kendisine güven duyması sağlanmalıdır. Kendine güvenen öğrenci kimsenin güvenini sarsmaya gerek duymaz. Çünkü başaracağı işler vardır. Öğretmenine güvenemiyorsa sorununu anlatmaz, anlatamayınca da çözüm bulamaz.

-Farklı çalışmalar için birinciler seçilerek (hak edenler,dürüstçe) birinciler çoğaltılmalıdır.

-Demokratik katılım sağlanıp, demokrasinin kurum ve kurallarının öğrencilerce uygulanması sağlanmalıdır.

-Not değil; gerçek hayat, bilgi, beceri, davranış, alışkanlıklar, bilişsel, duyuşsal ve psikomotor hedefler bütün olarak dikkate alınmalıdır.

-Üst okullara girişte bütün notların ortalaması yerine seçilen alanın notları, proje ve diğer çalışmaları etkili olmalıdır.

Okulun voleybol birincisi sınıfı, okulun şiir okuma birincisi, şiir yazma birincisi, bilgisayar etkili kullanma birincisi, (?) projesi birincisi,  resim birincisi, sınıfın kitap okuma birincisi, sınıfın hızlı ve anlamlı doğru okuma birincisi, drama birincisi, halk müziği veya sanat müziği birincisi... gibi örneklerin çoğaltılması dileğiyle...

Eğitimde kalite “tembel öğrenci”  tanımıyor, herkesin çalışkan olduğu veya olacağı alanları mutlaka vardır.


ÇAĞDAŞ EĞİTİM ÜZERİNE

Dün tek kanal televizyondan bugün çok kanal televizyona geçildiğini, hatta dünya yayınlarının izlendiğini, faks ile tam tanışamadan bilgisayar ve internetin devreye girdiğini bilmeyenimiz yoktur. Teknolojiden etkilenmeyen insan kalmamıştır. Dolayısıyla toplum ve insan ihtiyaçları da değişmiştir, değişmektedir. Bu doğrultuda eğitim ihtiyaçlarında da değişme ve gelişmeler kaçınılmazdır. Değişen dünyaya ayak uydurmak, çağın gerisinde kalmamak, Atatürk’ün gösterdiği “Çağdaş medeniyet seviyesini yakalamak, hatta onun da üzerine çıkmak” hedefine ulaşmak için; kendimizi yenilemek-okumak-araştırmak-incelemek kısacası bilimsel yaklaşımlar içinde olmanın gereği tartışmasız kabul edilmektedir.

Küreselleşen dünyada tüm değişme ve gelişmelere seyirci kalamayız. Bunun bilincinde olan Bakanlığımız artık düşünen-konuşan-tartışan-yorumlayan yani zekâsını son sınırına kadar kullanma becerisi gösteren bireyler yetiştirmemizi istemektedir.

Ne zaman çalışacağını, ne zaman eğleneceğini, ne zaman dinleneceğini, ne zaman uyuyacağını özetle nerede ne zaman ne yapacağını bilen öğrenciler hayatta başarıyı yakalarlar. Bu dengeyi kuramayanlar sorunlarla karşılaşırlar, sorunlarını çözemeyince de bunalıma düşerler. Öyle ise eğitimin denge sağlama-sağlatma işi olduğunu ve aynı zamanda sorun çözme gücü olduğunu da unutmayalım.

Öğrenciler kendileri için okula gelmeli, okulu ve öğretmeni sevmeye yönelik düzenlemeler yapılmalı ve davranışlar bu yönde kontrol altına alınmalıdır. Öğretmen ve öğrenciler sevgi yumağı oluşturmalıdır. Sabır-hoşgörü ve anlayışa daha fazla ihtiyaç duyulduğunu unutmayalım.

Öğretmen ve veliler, öğrencilerin yapmak istemediklerini zorla yaptırmamalı, yapılması gerekenleri onlarda ihtiyaç hâline getirici çalışmalarla kendilerine mal etme yollarını aramalı, öğrenciler ilgi ve seviyelerine uygun olarak yönlendirilmeli, onlara seçme fırsatı verilmelidir. Çünkü eğitim iyi seçiciler yetiştirir.

Eğitimde kalite sorunu ele alınmalıdır. Ben kavramı yerine biz kavramı kullanılmalı, yani başarılar tüm çalışanlara mal edilmelidir. Tüm öğrenciler ve veliler gerçekten memnun edilmeye çalışılmalı ve okulun havası mutluluk havasına dönüştürülmelidir. Çünkü Türk Millî Eğitiminin genel amaçları, yapıcı-yaratıcı-verimli-kendisine ve topluma yararlı bireyler yetiştirmemizi bize salık vermektedir.

Yönetici, öğretmen, veli ve öğrenciler; eğitimde ortak hedeflere birlikte ulaşmak için dost olmalı, okulun yönetimi sadece müdüre bırakılmamalı, yönetime katılım sağlanmalı ve demokratik bir ortam oluşturulmalıdır. Çünkü gerçek başarı için demokrasi, güven ortamı ve dürüstlük gerekli şartlardır.

Öğrenciler yapacakları işin yararına ve gereğine inanarak yönlendirilirse yaptıkları işten zevk alırlar ve hedefe de kolay ulaşırlar. Kendimizi çocukların yerine koyarak, onların hakkında düşünerek karar vermeye çalışmak en doğru uygulama olsa gerek. Her zaman çok çalışmanın çok başarı getirmediği de düşünülmelidir. Çok çalışma yerine amaçlı, bilinçli, plânlı çalışılarak denge oluşturulmaya çalışılmalıdır. Böylece bilgi çağını yakalamak mümkündür. Onun için herkes alanında lider olmalı ve liderler yetiştirilmelidir.

İyi giyinen, iyi konuşan, hayatı seven, güler yüzlü, yaptığı işten zevk alan, okulu benimseyen, okula koşarak gelen, hoşgörülü öğretmen ve yöneticilere çağımızda büyük ihtiyaç duyulmaktadır. Çünkü bu tip öğretmen ve yöneticiler veliyi de etkilediği gibi mutlu öğrenciler yetiştirirler.

Artık çağımızda “suya sabuna dokunmayan” insana iyi insan denmediği, artık “kafasına vur lokmasını elinden al” tanımlamasının geçerli olmadığı, artık kaçmayan, karışmayan, konuşmayan insana değer verilmediği, artık sırf formaliteleri yerine getiren insana ihtiyaç duyulmadığı gerçeklerini kabullenmenin zamanı geçmektedir. Öyleyse herkes eğitim-öğretim ortamında rolünü en iyi, en doğru ve en güzel oynamasına yönelik araştırmalar içerisine girmeli, düşünmeli ve inisiyatifi elinde tutmalıdır. Çünkü; bilgi çağının ve teknolojinin gereklerini yerine getirmediğimizde, yetişen kuşaklara analiz etme, ayıklama ve yeni görüşler ortaya koyma davranışlarını kazandırmadığımızda, bunu yapan ülkeler karşısında geri kalmak kaçınılmazdır.

Bütün ülkeler her öğrenciye yetenekleri doğrultusunda eğitim vermenin yollarını aramaktadır. Bu, ekonomi için olduğu kadar demokrasi için de gereklidir. Çünkü kendi kararlarını verme yetkinliğine ulaşmamış insanların oluşturduğu toplumlarda demokrasinin yaşatılması düşünülemez. Onun için de öğrencilerin potansiyellerini en üst düzeyde geliştirme olanakları yaratmalıyız.

(Bilim ve Aklın Aydınlığında Eğitim Sayı:14 Yıl 2001 de yayımlanmıştır.)


AMAÇ MI, KONU MU?

Bir ders saati boyunca sınıf içi çalışmalarını izleyip, dersin sonunda öğretmene sordum.

-Öğretmenim bu derste amacınız neydi?

-Amacım konuyu işlemekti.

Dersin amacı konu işlemek olunca varılacak hedefe ne derecede ulaşılır, hangi davranışlar kazandırılır? Sorusuna yanıt aranmaktadır.

Oysa gelişen ve değişen tüm derslerin öğretim programlarında her sınıf seviyesinde ulaşılacak hedefler, kazandırılacak davranışlar, kazanımlar belirlenmiştir. Öğretmenlerimizin kendilerinin amaç belirlemelerine, hele çok genel amaçlar belirlemelerine hiç de gerek yoktur.

 Amaç ve davranışların her ders saati için belirlenip çalışmaların bu doğrultuda yürütülmesi ve bu ölçüler içerisinde ölçmeler yapılarak değerlendirilmesi, eğer amaca ulaşılmadıysa ve amacın gerektirdiği davranışlar kazandırılmadıysa alınacak dönütlere göre yeni hedefler, stratejiler ve çalışmalar belirlenmesi bizi hedefe götürür diye düşünülmelidir.

Varılan bu hedeflerin yani 40 dakikada ulaşılan amaçların bileşkeleri bizleri bir üst amaca götürür. Böylece yeni hedefler ortaya çıkar ve ulaşılan her amaç bir sonraki amaç için araç durumuna düşer ve hedef olmaktan çıkar.

Dolayısıyla yıllardır öğretmenlerimiz karatahtanın sol üst köşesine ders ve konuyu belirlemekle işe başlamadılar mı? Peki ders ve amacın belirlenmesi daha doğru olmaz mı? Tahtaya amacı yazarsak sakıncası var mı? Hele hele bir gün veya birkaç gün önceden öğrencileri hedeften haberdar edersek öğrencilerin kendi istekleriyle araştırmalarına, hazır gelmelerine, derse daha etkin katılmalarına ortam hazırlanmaz mı? Hele belirlenen hedef doğrultusunda çalışmalar yapan öğrenciye bir aferin veya artı veya bir 5 verdiysek diğer öğrencileri de severek çalışmaya yönlendirmiş olmaz mıyız?

Aynı sınıf öğrencileriyle; amacın bilinmesi mi, konunun işlenmesi mi ? Diye tartışma açılınca tüm öğrenciler derslerin net amaçlarının bilinmesi halinde daha etkili öğrenme olacağı yönünde fikir birliğine vardılar.

KISSADAN HİSSE Amaçların bilinmesi ve ulaşılması için uygun ortamlar hazırlanması gereklidir. Klasik konu işleme dönemi kapanmalıdır. Artıların çoğalması artıları  getirir, yoksa artılar eksi getirmez. Öyle ise öğrencilerimizin artılarının çoğalmasının olumlu sonuçları düşünülmeli hatta kendimize gelecek artıları da kestirebilmeliyiz.

 


BAŞARILI OLMAK İÇİN

İlköğretim  8.sınıfta öğrencilere sordum.

Başarılı olmak için..............................” cümlesini, cümlenin gelişine göre tamamlayınız. Birkaç cümle ile de bu konudaki görüşlerinizi açıklayınız.

Bir öğrenci dışında herkes , “Başarılı olmak için çok çalışmak gerekir.”  Diye cümleyi tamamlayıp, özetle çok çalışmanın gerektiğini vurgulamışlardı.

Farklı yazan öğrenciye söz verdim ve neden farklı yazdığını sınıfa açıklamasını istedim.

-         “Öğretmenim eşekler de çok çalışıyor ama hiçbir zaman at olamıyorlar.”

Açıklaması üzerine derin bir düşünce aldı, yapılan beyin fırtınası sonunda:

Çok çalışmak mı?

Bilerek, isteyerek, zevkle, bir hedefe yönelik olarak çalışmak mı?

Planlı ve düzenli olarak çalışmak mı?

Neden, niçin, nerede, ne zaman, ne kadar, nasıl çalışmanın belirtilmesi ve bilinmesi gerektiğini öğrencilerin kendileri vurguladı.

Bu konuda tüm sınıf ortak bir anlayışı benimseyerek, derslerin böyle işlenmesi halinde başarılı olunacağını savundular.

KISSADAN HİSSE:  Öğrencilere konuşmak onlara anlatmak yerine; onları konuşturmak, sorunu onların sorunu haline getirmek ve çözümü de kendilerinden beklemek, katılımlarını sağlamak daha eğitsel değer taşır. Çünkü doğru düşünen öğrencilere, ortak aklı kullanan öğrencilere fırsatlar yaratılmalıdır. Başarılı olmak aileden ve öğretmenden çok öğrencinin sorunu olmalıdır. Çözümümü sürecine de kendisinin karar vermesi sağlanmalıdır.

 

  Bu sayfa 05.04.2009 15:10:06 Tarihinde Güncelleştirilmiştir