Ana Sayfa

 Öğretmenler

 

 

YAŞAM VE ÖĞRENME MERKEZİ OLARAK OKUL: VAR OLANLA OLMASI GEREKEN OKULUN KIYASLANMASI

                                                                                                                                                                       *Gizem GÜRSES

  TDK sözlüğünde (2005,1494) okul kavramı; “Okuma yazmadan başlayarak en yüksek düzeyde bilim ve sanat bilgisi vermeye kadar çeşitli derecede toplu olarak öğretimin yapıldığı yerdir.” şeklinde tanımlanır. Küreselleşen dünyada ayak uydurabilmek için eğitimin ve bir eğitim yuvası olarak okulun önemi artmaktadır. Küreselleşen dünyanın eğitime temel getirisi; sürekli öğrenmeyi, bilgi sahibi olmayı, bilgiyi üretmeyi, bilgi ile yaşamayı gerektirmesidir. Küreselleşme sürecinde, toplum olarak ayakta kalabilmek için; okul ortamının gerekli bilgi, beceri, tutum ve değer ve davranışları öğrencilere kazandırması gerekmektedir. Küreselleşen dünyada eğitim; sürekli öğrenmeyi gerektirir. Dolayısıyla küreselleşme ortamı, eğitimin yaşam boyu sürecek bir etkinlik olmasını öngörür (Çalık ve Sezgin,2005).

     Gelişen teknolojinin getirisiyle artan bilgi ihtiyacına bağlı olarak; eğitimin yaşam boyu sürmesi gerekmektedir. Eğitim yaşamın her alanında yer almalı, sorunlar karşısında çaresiz kalınmaması için eleştirel düşünme, iletişim ve problem çözme becerilerini bireye kazandırmalıdır. Çağa ve değişimin talep ettiği standartlara uygun eğitim küreselleşme sürecinde kişisel güvenceyi sağlayacaktır. Küreselleşme boyutunda ortaya çıkan bilgi toplumunun temel yapı taşı pozitivizm sonrası eğitim anlayışının ezberciliğe karşı olmasıdır. Bilgi toplumunun bir göstergesi olarak eğitim anlayışında; sorgulayıcı, düşünen ve üreten insan yetiştirme amacı öne çıkar. Bilgi toplumunu yaratacak kişilere sorgulayıcı, düşünen ve üreten insan olma yolunu açan eğitimin; bireyselleştirilmiş ve insancıl bir program izlemesi gerekir. Küreselleşen dünyada; eğitim ortamının, öğretmen niteliklerinin, gelişime açık ders programlarının, bireyin ilerleyen dönemlerde de kullanabileceği ve duruma adapte edebileceği bilgilerin oluşumuna etki eden süreçler olduğu yadsınmaz bir gerçektir. Bu gerçek, hazır bilgileri aktaran değil; sürecin içinde rehber olacak niteliğe sahip olan öğretmenlerin var olmasını gerektirir (Çalık ve Sezgin,2005).

   Küreselleşme boyutunda ülkemizde uygulanmakta olan eğitim anlayışının; eğitim psikolojisi, sosyolojisi, felsefesi ile eğitim teknolojisinin, kullanılan materyallerin, okul niteliklerinin, okutulan derslerin yaşama uygunluğunun, uygulanan programın geçerliliğinin, öğretmen niteliklerinin, ders dışı etkinliklerin, sınıf yönetiminin çağa ne kadar ayak uydurduğu üzerinde düşünülmesi gereken bir faktördür. Çağın gereklerine göre okulların taşıması gereken belli kriterler vardır. Bu kriterlerden en önemlisi bireyi birey yapan özelliklerin eğitim ortamında yer almasıdır. Bu noktada üzerinde en çok düşünülmesi gereken konu okulun bir yaşama ortamı haline gelip gelmediğidir. Küreselleşen dünyada temel oluşturacak anlayış; okulun bireyi yaşama hazırlayan değil; yaşamın kendisi olacak niteliğe bürünmesi gerektiğidir. Her insanın yaşam çizgisi farklı yöndedir. Hiçbir birey tek bir kalıptan meydana gelmemiştir. Her bireyin bakış açısı farklıdır. Toplumu, değişik gereksinimlere sahip insanlar oluşturmaktadır. Bireylerin yetenekleri birbirinden farksız değildir. Yani toplumu oluşturan bireyler farklı bakış açılarına, özelliklere ve bireysel öğrenme tarzlarına sahiptir. Bütün bireyleri tek bir kalıba sokmaya çalışan eğitim anlayışı olumlu getirilere sahip olmayacaktır. İşte bu nedenle uygulanan eğitim ile olması gereken eğitim arasında büyük farklar vardır. Bu farklara bağlı kalınarak yaşam ve öğrenme merkezi olan okulun özellikleri; uygun değişkenlerle incelenmelidir. Bu değişkenler şunlardır:

1.Eğitim-öğretim programının niteliği, kullanılan yaklaşım, eğitim ortamında öğrenci ve öğretmenin özellikleri (Sosyolojik analiz),

2. Eğitim-öğretim programında yer alan dersler, öğrenme ortamı(Bina) ve kullanılan materyaller.

 

 Eğitim-Öğretim Programının Niteliği, Kullanılan Yaklaşım, Eğitim Ortamında

Öğrenci ve Öğretmenin Özellikleri(Sosyolojik analiz),

 

     Eğitim, ilk tohumlarını ailede atar; okul, bu tohumları yeşertir ve kişinin toplum yaşantısında yer edinmesini sağlar. Okul; tek tip eğitimin uygulandığı, bireyin birey olmasına izin verilmediği bir yer olduğunda toplumdaki çeşitlilik azalacak ve insanlar fabrikadan çıkan nesneler gibi tek tip olacaktır. Dolayısıyla okul, toplumdaki çeşitliliği destekler nitelikte olmalıdır. Bu amacı gerçekleştirebilecek en önemli olgu, bireyin ve grubun niteliğine uygun eğitimi vermek olacaktır. Eğitim sadece okuma-yazmayı öğrenmek değildir. Eğitimin içinde görmek, işitmek, anlamak ve yapmak ve yaşamak da vardır.

   21.yüzyıl için gerekli olan eğitim yuvası “etkili okul” özelliğini taşımalıdır. Ezberci eğitim tarzının fazlasıyla uygulandığı ülkemizde tam anlamıyla sağlanamamış olan etkili okul sistemi, günümüz eğitiminin en önemli ihtiyacıdır. Eğitim, bireyin içinde yaşadığı toplumun bir üyesi olmasında bireye etki eder. Bu doğrultudan bakıldığında uygulanan eğitimin; bireyi, toplumun üyesi haline getirmeyi gerçek anlamda başaramadığı ortaya çıkar. Çünkü uygulanan eğitim tek tip birey yetiştirme amacına yöneliktir. Bunun en belirgin örneklerinden biri lise ve üniversitelere girişteki sınavlarda ortaya çıkar. İnsanın mesleki açıdan seçim yaptığı dönemde mesleğin getirisi olacak öğeler; statünün yüksekliği, iş imkânı ve ekonomik kalkınmanın baskısı altındadır. Bireyin yetenekli olduğu ve yaşamını sürdürürken mutlu olacağı meslekler yerine; statü, iş bulma imkânı ve ekonomik getiri mesleklerin seçimi önem taşımaktadır. Etkili okul sistemine karşı gelişen bu çarpık eğitim anlayışı, bireyi birey yapmaktan uzaklaştırmaktadır. Bu sistem, insana hayat hakkında bilgi vermekten uzaktır.

  Önsoy’a göre (1991), insanı hayatla bütünleştirmesi gereken ancak bunu yapmayan eğitim sisteminde, liselerin öğretim programları genellikle öğrencileri yüksek öğretime hazırlamaya yönelik olduğundan üniversiteye giremeyen ve sayıları her yıl artan bu öğrenciler çoğu defa iş bulamamaktadırlar. Böylece toplumdaki işsiz sayısı giderek arttığı gibi bu insanlar daha genç yaşta hayattan koparak mutsuzluğa itilmektedirler.

  Bunun yanı sıra eğitimde yapılandırmacı yaklaşım benimsenmesine rağmen, yapılandırmacı yaklaşım felsefesine karşıt olacak biçimde yer alan OKS ve SBS sınavları da okulu, hayata dair etkili bir öğe olmaktan çıkarmaktadır. Çağdaş eğitimde bulunması gereken; öğrencileri düşünmeye, paylaşmaya, araştırmaya yönlendirme olgusu, uygulanan sınav sistemleriyle tek tip birey hedefleme durumuna dönmüştür. Bu durum yapılandırmacı yaklaşımda yer alan ”öğrenenin bilgiyi yeniden yapılandırması” sürecinin sınav ortamının getirdiği olumsuz yapıyla bütünleştirememesi sorununu doğurur. Uzmanlar, kişiselliğe ve buluşa yer veren yaşantılar üzerine kurulan yöntemlerin işe yarayacağını söylerler (Akyol,2000). Bu tanıma en uygun yöntemlerde yapılandırmacı anlayışta bulunmaktadır. Fakat günümüzde test usulü yapılandırılan bir eğitim anlayışı oldukça buluşa dayalı öğretim stratejisi kullanım dışı olacaktır.

   Yapılandırmacı yaklaşım içinde yer alan çeşitli uygulamalar eğitimin kalitesini arttıracak niteliktedir. Eğitimde oluşan aksaklıkların ideal düzenle giderilmesi için yapılandırıcı yaklaşımın benimsendiği ülkemizde; bu yaklaşımın gerekleri tam anlamıyla yerine getirilememektedir. Uygulamadan kaynaklanan sorunlar genel olarak öğrencilere yeterli düzeyde yaşantı kazandırılmaması, öğretim programının öğrenci katılımıyla yönlendirilmemesi, öğrencinin özerkliliğinin ve girişimcilik ruhunun tam olarak kazandırılmaması şeklinde sıralanabilir. Bu aksaklıkların temel noktasında geleneksel eğitim anlayışından kurtulamayan zihinler etkendir. Öğrencilere yaşantı kazandırmayı bir kenara iten, onlara uygulama-deneme ve keşfetme fırsatı tanımayan zihniyetler var oldukça yapılandırmacı nitelikler taşıyan bir eğitim ortamı da söz konusu olamayacaktır. Uygulanması gereken yaklaşıma rağmen; alışık olunan geleneksel yapıyı bünyesinde barındıran anlayış var oldukça;  eğitimin kalitesi, test usulü yapılan sınavların cevap anahtarıyla ölçülecektir.

   Uygulamanın değerlendirme boyutunda; bireyin kendi değerlendirmesinin kendisi tarafından yapılması, akran değerlendirmesi olması ve ölçütlerin aile-öğretmen-birey üçlüsünün de işe koşulması gerekmektedir. Bu boyut; performans ve proje ödevlerini ve işbirliğine, probleme, sorgulamaya, buluşa dayalı öğrenmeleri içine almaktadır. Performans ve proje ödevlerinin bilgisayardan anında alınan çıktılarla yapılması; öğrencilerin bilgi sürecinde etkin olmasını engellemektedir. Bu durumda yapılandırmacı yaklaşımın amacı olan ”Bilgi pasif değil, etkin yapılandırılmalıdır.” görüşü ortadan kaybolur. Proje ve performans ödevlerinin öğrenci yorumundan ve katkısından pay almadığı bu tarz durumlarda eğitimin yapılandırmacı olmasının anlamı kalmaz. Çünkü uygulamaların bu şekilde olmasıyla eğitimde, çağa uygun yapılandırmacılığın değil; çağa ayak uyduramayan gelenekselci anlayışın geri dönüşü sağlanır. Böylece görünüşte yapılandırmacı; özünde gelenekselci eğitim anlayışı tek tip birey oluşturmaya devam eder. Yani fabrikasyon modeli eğitimin çıktıları; adının yapılandırmacı, mayasının gelenekselci olduğu pasif öğeler haline gelir. Şu an uygulama boyutunda yer alan yapılandırmacı yaklaşımın içeriği de bu şekilde olmaktadır.

   Yapılandırmacı yaklaşımın isim de değil eylemde olduğu okul ortamı; bireyi hayata hazırlamayı amaçlamaz, o bireye hayata dair yaşantılar kazandırır. Yapılandırmacı metodolojinin yer aldığı okulda, eğitim anlayışında eşitlik, anlayış, dürüstlük ve içtenlik olmaktadır. Sıradan davranış biçimlerini besleyen bir okulun ideal okul olmaktan uzaklaşacağı kesindir.

   Günümüz eğitim anlayışına uygun düşecek ortam alternatif eğitimle var olacaktır. Bireyin özgür seçimini sağlayabilmek, her öğrenciye açık olmak, süreklilik arz etmek, “Öğrenmek için tek bir en iyi yol yoktur.” fikrini savunmak, paylaşarak karar vermeyi temel özellikler olarak kabul etmek alternatif okulların ön koşuludur. Bu kriterlerden yola çıkılarak eğitime alternatif bir bakışla bakmanın gerekliliği ve bunu günümüze aktarmayı denemek eğitimcilerin temel gayesi olmalıdır (Korkmaz,2006).

    Eğitime alternatif bir bakışla yaklaşan Rousseau, insanın kendisi için eğitilmesi gerektiğini savunmuştur. Rousseau’nun yaklaşımında temel öğe olan özgürlüğün sağlanması; kişinin kendi inançları ve eylemleri üzerinde denetim kurmasıyla olur. Çocuğun dışsal ve içselleştirilmiş otorite ile eğitilmemesi gerekir. Rousseau, çocuğun özgür olması hakkında “…Onun yaşı, sağlığı ve yetenekleriyle olduğu gibi kabul etmeyi ve yetişkin oluncaya dek, kendisinden başka hiçbir rehbere muhtaç olmayacak tarzda eğitmeyi kararlaştırdım.” demiştir (Korkmaz,2006).

   Rousseau’nun eğitim anlayışıyla günümüzdeki anlayış kıyaslandığında; günümüzdeki eğitim anlayışının çocuğun özgürlüğüne önem vermediği görülmektedir. Eğitim baskıcılıktan uzaklaşmadıkça; çocuğun kişiliği, birey olmaktan, özgür kararlar almaktan uzaklaşacaktır. Eğitimde olması gereken en önemli şey; çocuğun isteklerinin ve hazır bulunuşluğunun göz önüne alınmasıdır. Günümüz eğitiminin bireysel farklılıkları eğitimde kullanma şekli çoklu zekâdan ibaret olarak düşünüldüğünden; öğrencilerin özgür seçim yapabilecekleri ve yeteneklerini sergileyecekleri ortam sadece çalışma kitaplarındaki sayfalardan ibarettir.

   Olması gereken okul ortamında öğrencilere seçim yapabilme kolaylığı sağlanmalıdır. Okulun imkânı dahilinde; öğrenciler ilgi duydukları alanlarda özgürce çalışmalıdır. Öğretmenler, öğrencilerin ders seçimlerine göre alanlara ayrılmalı, uzmanlıkları olduğu konularda temel bilgileri öğrencilere aktarmalıdır. Öğretmenlerin eğitimdeki aksaklıkları giderebilmeleri ve kendilerini geliştirebilmeleri için belirli aralıklarda formasyon dersleri almaları gerekmektedir. Bu derslerin günümüzde uygulanan hizmet içi kurslara oranla daha kapsamlı olması gerekmektedir. Öğretmenlerin bu kursları bir angarya olarak görmesi engellenmelidir. Bunun için periyodik olarak düzenlenecek kursların öğretmenlerin dikkatini çekebilecek öğelerden oluşturulması gerekecektir. Eğitim, süreç içinde meydana gelen bir oluşumdur; o nedenle öğretmenlerin çağa uygun yöntemleri kullanması gerekir. Bu yöntemleri eğitim ortamına götürecek, ilgi çekici içerikte paylaşım ortamları yaratılmalıdır. Örneğin okullarda meydana gelen olumsuzlukların tartışılması ve giderilmesi için; okulda belli aralıklarda yapılacak öğrenci-öğretmen forumlarının paylaşım ortamı yaratacağı kesindir. Bu ortamda öğrencilerin öğretmenlere ya da öğretmenlerin öğrencilere yapacağı eleştiriler, aracı kullanmadan yapılmış olur. Kendi fikirlerinin dinlendiğini fark eden öğrenciler, hayat için gerek duyacakları iletişim becerilerine de bu yolla sahip olacaklardır.

  

Uygulanan ve Uygulanması Gereken Eğitim-Öğretim Programında Yer Alan Dersler, Öğrenme Ortamı (Bina) ve Kullanılan materyaller

 

   Eğitim anlayışında yer alan, öğrencinin yaparak-yaşayarak öğrenmesi ilkesinin ülkemizdeki uygulanış şekli; olması gereken uygulamalardan çok farklıdır. Genel anlamda sadece fen ve teknoloji derslerinde yapılan deneylerle gerçekleştirilen bu ilke; yapılandırmacı yaklaşımın özüne aykırı şekilde uygulanmaktadır. Yapılan uygulamalarda bireysel öğretim stili göz önüne alınmamaktadır. Eğitim ve öğretimde; öğretim sürecinin başında, farklı bilgi ve kapasitedeki öğrenciler için bireysel eğitim etkinlikleri düzenlenmeli ve etkinlik seçiminde öğrenci özgür bırakılmalıdır. Bu noktada öğretmenlerin, zenginleştirilmiş öğretim yöntemlerini kullanması gerekir. Ülkemizde var olan eğitimde; sadece kaynaştırma eğitimi kapsamındaki öğrenciye yönelik olarak bireysel öğretim planı uygulanmaktadır. Bu durum eğitimde  “Her bireyin farklı olduğu ve farklı şekillerle öğrendiği” gerçeğinin görmezden gelindiğinin bir kanıtıdır.

   Ülkemizde ilk ve orta öğretim kademelerinde yer alan derslerin, öğrenciye faydası; OKS, SBS ve ÖSS üçgeni içinde yapacağı netlerle olmaktadır. Bu 3’lü sınav yumağı, öğrenci için “Bermuda Şeytan Üçgeni”ni oluşturmaktadır. Yaşam alanında işine yarayacak bilgileri değil; testteki konu dağılımını eğitime sokan bir sistemden, düşünen ve yaratan bir nesil yetiştirmek imkânsızdır. Günümüzde yapılandırmacı yaklaşımın bile gelenekselci anlayışla işlenmesi; programın yapılandırmacılığını ortadan kaldırmaktadır. Yapılandırmacılığın özünde, bilginin üretilmesi, kullanışlı olması ve öğrenci tarafından oluşturulması önemlidir. İlk ve orta öğretim kademelerinde adı performans ya da proje olarak geçen ödevler bile olsa öğrencinin bilgiyi tam olarak özümsemediği fark edilmesi gereken bir gerçektir.

   Günümüz eğitim sisteminde öğrencilerin ders seçimlerini kendilerinin yapması, çoklu zekâya bağlı yöntemlerin de işe koşulması büyük bir zorlukmuş gibi düşünülmektedir. Bireye özgü plan yapma işini angarya olarak kabul eden bir sistemden ve sistemin öğelerinden farklı bakış açılarıyla donanmış, özgür bireylerin yetişmesi beklenemez.

    Sistemde yer alacak zorunlu derslerle, öğrencileri itaatkârlığa yönlendirmek; onları sonu gelmez bir uçuruma atmaktan farksızdır. Korkmaz(2006), Rousseau’nun eğitim hakkındaki fikirlerinden bahsederken; “Çocuklar ancak kendileri için doğal ve bilinmesi zorunlu olaylar hakkında fikir yürütebilirler. Bilme çabasının temelinde yararlanmak isteği vardır. Çocuğun istemediğini, merak etmediğini öğrenmesi gereksizdir.” cümlelerini kullanmıştır. Bu düşüncelerden hareketle şu yargılar çıkarılabilir: Öğretimin başlangıcında çocuğun hayatında temel teşkil edecek bilgiler öğretilmeli, bu bilgilerin ışığında hangi alanı seçeceğini çocuğun belirlemesi sağlanmalıdır. Bu doğrultuda matematik, fen, sanat, spor ve sosyal bilimlerin temel öğeleri verilmeli; ardından uzmanlaşma alanını seçme işi öğrenciye verilmelidir. 

   Korkmaz (2006) tarafından aktarılan “Çocuklar söylenenleri birileri söylediği için değil, anladığı için bilmeli; başkasının keşiflerini öğrendiği kadar kendisi de icat yapabilmelidir.”  görüşü de Rousseau’ya aittir. Bana göre bu görüşle yapılandırmacılık arasında bir bağ vardır. Öğrendiğiyle icat yapabilen ve bunu hayata adapte eden çocuk yapılandırmacı yaklaşımın en büyük göstergesidir. Ülkemizde yapılandırmacı yaklaşımın temelini oluşturan ve sonradan kapatılan Köy Enstitüleri’ndeki eğitim de çocuğun hayata yetiştirilmesini değil hayatı öğrenmesini sağlamıştır. Verilen eğitimde; öğrenciler tarafından inşa edilen üçgen şeklindeki çatıların ölçüleriyle geometri dersinin işlenmesi yapılandırmacı felsefenin göstergesi ve Rousseau’nun “Çevrenin oluşturulmasında çocuğun doğayla iç içe olması sağlanmalıdır. Çocukların yeteneklerini ortaya çıkarmaları için çevrede özgür bırakılmaları gerekir.” düşüncesinin de yansımasıdır.

   Öğrenme ortamı, dört tarafı betonla çevrilmiş bir bina olmaktan daha önemli özelliklere sahip olmalıdır. Amaç, öğrencilerde hayata dair yaşantılarla öğrenme ortamı sağlamaksa; dört duvar arasına sıkıştırılmış birkaç sınıfla bunun gerçekleştirilemeyeceği kesindir. Etkili okul sisteminde çeşitli öğrenme merkezleri bulunmalıdır. Bu merkezler Balcı’ya göre (2002); beceri merkezleri, akademik merkezler, uygulamalı sanatlar merkezi, sosyal ekoloji merkezi olarak sınıflandırılabilir. Eğitim ortamının ille de dört duvar arasında sıkışması gerekmez. Örneğin doğa bilimleriyle ilgili olan dersler okul bahçesinde oluşturulacak bir serada işlenebilir. Böylece öğrencilerin bitki oluşumlarını, toprak yapısını incelemeleri ve bu konuda yaşantı oluşturmaları sağlanacaktır. Ayrıca kullanılan materyallerde gerçeklik kazanacaktır. Hatta okulun imkânları dahilinde küçük bir hayvan sığınağı da oluşturulabilir. Sosyal bilimlerde yaratıcı drama etkinliklerinin kullanılması; öğrencilerin, konu ile ilgili olan çağın özelliklerini yaşayarak öğrenmesini sağlayacaktır. Okula getirilecek teknik eğitmenler, öğrencilere müzik, mobilyacılık, çiftçilik gibi dersler vererek onlara ileriki yaşantılarında kullanabilecekleri bilgileri sunabilirler (Korkmaz,2006). Okullarda az da olsa kurulu bilgisayarlar ve internet bağlantıları bulunmaktadır. Bu ortamlar çoğu okulda “bozulur” mantığıyla öğrencilerin paylaşımına açılmamaktadır. Eğitim anlayışında, öğrencilerin ilerlemelerden haberdar olması için bu ortamın öğrencilere açılması sağlanmalıdır.

   Ders içi ya da ders dışı etkinliklerde öğrenciler tarafından oluşturulan materyaller; öğrencilerin görebileceği ve dokunabileceği yerlerde tutulmalıdır. Çünkü o materyaller, öğrencilerin yaşantı kazanması için eğitim ortamının içinde bulunurlar. Bu materyallerin yapıldığı ve sergilendiği özel odalar bulunabilir. Sonuçta, eğitim ortamının çekici olması gerekir. Bunun için de öğrenciler tarafından yapılan etkinlik örneklerinin yanına; başka etkinliklerin de asılması, öğrencilerin karşılaştırma ve yorumlama yeteneğini geliştirecektir (Kıldan,2007).

     Eğitim de kullanılan yönteme göre okul binasının kullanımı değiştirilebilir. Kıldan’a göre (2007); çoklu zekâ kuramının kullanıldığı bir ortamda, sabit olmayan sıraların bulunması ve alanın hızlı şekilde değişmesini sağlayacaktır. Böylece fiziki ortam çoklu zekâ uygulamalarının yapılmasında etkili olacaktır.

     Eğitim uygulamalarında ders kitaplarındaki etkinliklerden başka öğrencileri güdüleyecek farklı etkinliklerde planlanmalıdır. Planlanan bu etkinlikler öğrenciye zevk verdiği taktirde, öğrencinin okula ve dolayısıyla eğitime bakış açısı olumlu olacaktır. Örneğin; eğitim uygulamalarında, Japon kâğıt katlama sanatı olan origaminin kullanılması sağlana bilir. Eğitimde origaminin kullanılmasıyla yaparak, işbirlikçi, yaratıcı, aktif, proje tabanlı öğrenme boyutlarının tamamı gerçekleştirilebilir. Origami zorunlu bir dersten çok öğrencilerin hoşuna gidecek yapılar oluşturabildiği için etkili ve eğitsel bir araç olur (Tuğrul ve Kavici,2002)

     Sonuç olarak; öğrencinin öğrenme ölçütü sayılarla ifade edilmemelidir. Öğrenmenin değerlendirilmesinde; bireyin öğrendiklerini beceriye ne kadar dönüştürebildiği etkili olmalıdır. Matematik, fen bilgisi, sosyal bilgiler ve ana dili öğretimi sayılarla ifade edilen soyut ölçümlerle derecelendirilmektedir. Fakat birkaç sayı ve birkaç kelime bir insanın yaşamasında kesin belirleyici değildir. İnsan temel bilgileri beceriye dönüştürdüğü sürece hayatta kalır. Birey, birçok şeyi öğrenebilir ama onları uygularken başarısız olursa öğrendiklerinin kaç puan ettiğinin bir önemi olmaz. Eğitim bireylere hayatı sunmalıdır; sayılarla soyutlaşmış bir eğitim bireyi sıradanlaştırır.

 KAYNAKLAR:

1-     Akyol, H. (2000) Olumlu ve Öğrenmeye Uygun Ortam Yaratma (Ed: Leyla Küçükahmet). Sınıf Yönetimi, Ankara: Nobel Yayın Dağıtım.

2-     Balcı, Ali. (2002) Etkili Okul-Okul Geliştirme. Ankara:Pegem A Yayıncılık.

3-     Çalık, T. Ve Sezgin F. (2005). Küreselleşme, Bilgi Toplumu ve Eğitim, Kastamonu Eğitim Dergisi, 13 (1), 55-66.

4-     Kıldan, O. (2007). Okul Öncesi Eğitim Ortamları. Kastamonu Eğitim Dergisi. 501-510.

5-     Korkmaz, E. (2006). Montessori Metodu Eğitimde Bir Alternatif. Ankara: Algı yayın

6-     Önsoy, R. (1991). Cumhuriyetten Bugüne İlk ve Ortaöğretimimiz ve Bazı Meseleleri. Hacettepe Üniversitesi Eğitim Fak. Der. 6. 1-23

7-     Tuğrul, B. Ve Kavici, M. (2002), Kağıt Katlama Sanatı Origami ve Öğrenme. Pamukkale Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dergisi 1(11).

8-     TDK. (2005). Türkçe Sözlük. Ankara:4.Akşam Sanat Okulu Matbaası

 

*NOT:Bu yazı Uşak Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü İlköğretim Anabilim Dalı Sınıf Öğretmenliği Tezli Yüksek Lisans Öğrencisi Gizem GÜRSES'in Öğrenme ve Öğretmenin Kuramsal Temelleri Dersi Final Çalışmasıdır.

  Bu sayfa 05.04.2009 15:09:00 Tarihinde Güncelleştirilmiştir